3. Sınıf · 2026-2027
3. Sınıf Serbest Etkinlikler Şubat Ayı Faaliyet Planı 2026-2027
Haftalık günlük ders planları; Millî Eğitim Bakanlığı ders planı şablonuna uygun, bölüm bölüm hazır. Ekranda inceleyin ya da Word olarak indirin.
| AY | HAFTA | KONULAR | KAZANIMLAR | ETKİNLİKLER | ÖĞRENME ÖĞRETME YÖNTEM VE TEKNİKLERİ | KULLANILAN EĞİTİM TEKNOLOJİLERİ ARAÇ VE GEREÇLER |
|---|---|---|---|---|---|---|
| ŞUBAT | 19.HAFTA 8 – 12 Şubat | Drama (Grup Dinamiği Oluşturma) | Kendini özgürce ifade edebileceği ve diğer bireylerle etkileşime gireceği grup çalışmalarına katılabilme | Cümleden Öyküye Her öğrencinin söylediği cümlelerden meydana gelen ortak bir öykü oluşturacaklarını açıklayınız. Gönüllü olarak başlamak isteyen bir öğrencinin söyleyeceği cümle ile çalışmayı başlatınız. İlk öğrenciden başlayarak her öğrenci sırayla birer cümle söyler ve bu cümlelerle kurulan ortak bir öykü oluşturulur. | Drama Soru - Cevap Anlatım Gösterme Gözlem | A. Kaynak kişiler 1.Öğretmenler 2.Öğrenciler B. Görsel Kaynaklar 1. Etkinlik örnekleri 2. Bilgisayar vb. 3. Levhalar 4. Resimler |
| Masal | Fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimini artırır. | Keloğlan ile Ese ve Köse Günlerden bir gün, köyün birinde kel bir oğlanla fakir anacığı mutlu mesut yaşarmışlar. Keloğlan bütün gün köyün arkadaşlarıyla oyun oynar, onlara türlü türlü masallar anlatır, arada birilerinin koyununu keçisini otlatır, eline geçen parayla annesiyle beraber yarı aç yarı tok geçinip giderler, hallerine her zaman şükrederlermiş. Anası bir gün Keloğlan’ı almış karşısına, “Kel oğlum, keleş oğlum artık senin bir baltaya sap olma vaktin geldi de geçiyor, böyle onun davarı bunun hasadı nereye kadar sürecek.” demiş. Keloğlan anasına hak vermiş ama elden ne gelir masal söylemekten başka bir sanatı yokmuş. “Sütçü Ese’ye gideyim belki onun yanında bir iş bulurum.” demiş. Varmış Sütçü Ese’nin dükkânına. Ese de o sırada süte su katıyormuş, o kadar dalmış ki Keloğlan’ın geldiğini fark etmemiş. Keloğlan Ese’nin yaptığı bu yanlış işi görünce “Dur şunu bir korkutayım.” deyip seslenmiş, “Ese Ağa kolay gelsin!” Ese’nin ödü patlamış korkudan süt kovasını devirmiş, seslenenin Keloğlan olduğunu görünce, “Vay, sen gizli gizli beni mi gözetliyordun.” demiş kepçeyi kaptığı gibi düşmüş keloğlanın peşine. Keloğlan tabana kuvvet koşmuş. Bakmış ki ilerde Köse’nin değirmeni var. “Buraya saklanayım.” demiş. Köse de o sırada birilerinin çuvallarından un aktarıyormuş kendi çuvallarına. Öyle dalmış ki Keloğlan’ın içeriye girdiğini fark edememiş. Keloğlan, Köse’nin yaptığı bu yanlış işi görünce “Şunu bir korkutayım.” deyip seslenmiş. “Kolay gelsin Köse ağa!” Köse’nin ödü patlamış, korkudan un çuvallarını devirmiş. Dönüp de Keloğlan’ı görünce, “Vay keleş sen beni mi gözetliyordun.” demiş. Değneği kaptığı gibi düşmüş Keloğlan’ın peşine. Başlamış kovalamaya. Ese ile Köse arkada Keloğlan önde bir kovalamaca başlamış. Keloğlan bakmış ki ilerde bir kalabalık. “Kalabalığa karışırsam ellerinden kurtulurum.” demiş. Dalmış kalabalığa. Ese ile Köse de peşinden dalmışlar. Meğer kalabalığın ortasında bir meydan varmış, ahali meydanın etrafında toplanmışlarmış, Keloğlan kendini meydanda buluvermiş. Ese ile Köse de kendilerini meydanda bulmuşlar. Tam Keloğlan’a girişeceklermiş ki bir çığırtkan çıkmış ortaya ve seslenmiş kalabalığa. “İşte bugün masal yarışması için meydana çıkan üç gönüllü. Şimdi bize birer masal anlatacaklar. En güzel masalı anlatan mükâfatı kazanacak.” Meğer o gün köy meydanında panayır varmış da masal yarışması yapılıyormuş. Ese, Köse ve Keloğlan da bu yarışmanın ortasına düşmüşler işte. Ese ile Köse, ödül lafını duyunca Keloğlan’ı unutmuşlar. İkisi de içlerinden “Bizde palavradan bol ne var.” diye geçirmişler. Ese başlamış masalını anlatmaya. “Benim bir ineğim vardı. Öyle süt veriyordu ki altına kova yetiştiremiyorduk. Gölden kestiğimiz kamışları uç uca ekleyip isteyen istediği kadar içsin diye evlere süt hattı çektik.” Sıra Köse’nin masalına gelmiş. “Bir gün sultanın ordusuna un lazım olmuş. Değirmende bir çuvalımız vardı. Hemen içine un doldurup topal bir çekirgeye yükledim. Üstüne de kendim bindim, hoplaya zıplaya vardım orduya. Ekmek yapıp orduyu doyurduk, artanını da köylülere dağıttık.” Sıra gelmiş Keloğlan’ın masalına. “Bizim köyün gölü kurumuştu. Tarlaları sulayamıyorduk. Birisi ‘Ese’nin ineğini getirelim.’ dedi. Nasılsa o ineğin sütüne su karıştırırken ölçüyü kaçırmıştır.” deyince oradakiler basmışlar kahkahayı. Ese tutamamış kendini. Sen ne demek istiyorsun, diyerek Keloğlan’ın üstüne yürümüş. Bunu gören Subaşı huylanmış. “Şu Keloğlan masalını bitirsin, şu Ese’nin hesabını göreyim, bunda bir iş var.” demiş. Keloğlan devam etmiş masalına. “İneği sağdık gölü doldurduk ama Ese’nin elinin ayarı hiç yokmuş. Göl taşmaya başladı. Baktık tarlalarımızı sel götürecek taşan suyu dolduralım diye Köse’nin çuvalını kaptık ama baktık ki çuvalın dibi delik. Meğer çuvalın içindeki un bu delikten Köse’nin ambarına akmamış mı.” Etraftakiler bir kez daha gülmüşler. Bu sefer Köse kendini tutamamış, Keloğlan’ın üstüne yürümüş. Subaşı bunu görünce, “Hele Keloğlan masalını bitirsin sonra Köse’nin de ifadesini alırım Ese ile birlikte.” demiş. Keloğlan devam etmiş. “Baktık olmayacak, herkes evinde ne kadar fındık kabuğu varsa getirdi. Köyün karıncalarına söyledik. Onlar da fındık kabuklarıyla suları taşıdılar. Tarlaları selden kurtardılar.” Keloğlan masalını bitirince büyük bir alkış kopmuş, alkışlardan anlaşıldığı gibi yarışmayı Keloğlan kazanmış. Ese ile Köse “Yeter oldun sen Keloğlan, hem bizi rezil et hem yarışmayı kazan, sana tenhada iyi bir sopa çekmenin vakti geldi.” diye düşünürken Subaşı bunları enselerinden tutmuş “Ağalar hele karakola kadar gelin bakalım size soracaklarım var.” demiş. Cezalarını bulmak üzere süklüm püklüm götürülmüşler karakola. Bizim Keloğlan’a ödül olarak sevimli bir eşek vermişler. Keloğlan, Karakaçan adını vermiş eşeğe. O günden sonra Karakaçanla odun taşımış pazara, anasına bakmış, mutlu bir şekilde yaşamışlar. | ||||
| 20.HAFTA 15 – 19 Şubat | Drama (Grup Dinamiği Oluşturma) | Kendini özgürce ifade edebileceği ve diğer bireylerle etkileşime gireceği grup çalışmalarına katılabilme | Kelimelerle Öykü Oluşturma Öğrencilerinizden çember oluşturacak şekilde oturmalarını isteyiniz. Gönüllü bir öğrenciden başlayarak her öğrenci sırayla düzenli bir cümle oluşturacak şekilde bir kelime söyler. Cümle anlamlı bir şekilde tamamlanmaya çalışılır. Cümle tamamlandığında sıradaki ilk öğrenci bir önceki cümleden yola çıkarak yeni bir kelimeyle oyuna devam eder. Çalışma öykü kurgusu da göz önünde bulundurularak anlamlı bir bütün oluşturuluncaya kadar devam eder. | Drama Soru - Cevap Anlatım Gösterme Gözlem | A. Kaynak kişiler 1.Öğretmenler 2.Öğrenciler B. Görsel Kaynaklar 1. Etkinlik örnekleri 2. Bilgisayar vb. 3. Levhalar 4. Resimler | |
| Geleneksel Oyun | Kültürümüze ait geleneksel oyunlar ile dansları tanır ve uygular. | Bülbül kafeste Oyuncular el ele tutuşarak bir halka oluşturur. Bu halka bülbül kafesi olur. Oyuncular arasından iki-üç ‘bülbül’ seçilir. Bülbüller kafes içinde dolaşır. Oyun sırasında halkadaki oyuncular ellerini bırakarak, “bülbül kafeste” der. Bu sırada bülbüller halkanın dışına çıkmaya çalışır. Halkadaki çocuklar, bülbülleri dışarı çıkarmamak için hemen birbirlerinin ellerini tutar ve kafesin açık yerini kapatır. Kafesten kaçabilen oyuncular, oyunu kazanmış olur. | ||||
| 21.HAFTA 22 – 26 Şubat | Drama (İletişim) | İkili iletişimde kendini ifade eder, başkalarıyla daha rahat iletişim kurma becerileri geliştirir. Diyalog alıştırmalarıyla ikili iletişimde bilişsel, duyuşsal olarak bedenle ve sözle kendisini doğru ifade eder. | Röportaj Öğrencilerinizi biri ünlü diğeri spiker olacak şekilde ikişerli eşleştiriniz. Doğaçlama röportaj yapmalarını isteyiniz. | Drama Soru - Cevap Anlatım Gösterme Gözlem | A. Kaynak kişiler 1.Öğretmenler 2.Öğrenciler B. Görsel Kaynaklar 1. Etkinlik örnekleri 2. Bilgisayar vb. 3. Levhalar 4. Resimler | |
| Masal | Fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimini artırır. | Kurnaz Karga’nın Oyunu Günlerden bir gün, karga yaz sıcaklarından bunaldığı için dereye yıkanmaya gitmiş. Derenin serin sularında yıkanırken bir yengecin ayağına basıvermiş. Çok kızan yengeç, kıskacıyla karganın ayağına sıkıca sarılmış. Canı acıyan karga: -“Bırak beni yengeç kardeş, canımı acıtıyorsun” diye yalvarıp yakarmış. Yengeç: -” Sen benim ayağıma bastın, bende seni yiyeceğim” demiş. Karga: -” İsteyerek olmadı, özür dilerim” diyerek yalvarmış, yakarmış ama birtürlü yengeç onu bırakmamış. Sonunda Kurnaz Karganın aklına bir fikir gelmiş. Yengece: -” Eğer beni bırakırsan sana bir geyik getireceğim” demiş. Bu sözleri duyan yengeç kargaya: -” Tamam bana bir geyik getirmen şartıyla seni bırakıyorum.” Karga kurtulur kurtulmaz evine doğru gitmek için uçmaya başlamış. Epey uçtuktan sonra susuzluğunu gidermek için yolunun üzerinde bulunan dere kenarına inmiş. Su içmeye başladığında karganın yanına gelen aç bir tilki: -” Burada ne arıyorsun?” diye sormuş. Karga: -” Su içmek için buraya indim” demiş ve suyunu içip tam havalanacağı anda tilki, karganın üzerine atlayıp onu yakalamış. Karga: -” Tilki kardeş ben sana bir kötülük yapmadım bırak beni evime gidiyim.” demiş. Tilki: -” Karnım çok aç, hiçbir yere gidemezsin seni yiyeceğim.” demiş. Karga: -” Benim etim senin dişinin kovuğunu bile doldurmaz. Beni bırakırsan seni içinde bir sürü balığın bulunduğu bir yere götürürüm, sende karnını bir güzel doyurursun.” demiş. Tilki karganın bu sözleri üzerine: -” Ama ben yüzme bilmiyorum ki” demiş. Karga: -” Sen kıyıda durup kuyruğunu suya daldırırsın, balıklarda gelir senin kuyruğuna yapışırlar, sende onları bir güzel yer karnını doyurursun” demiş. Tilki karganın söylediklerini kabul etmiş ve yengecin yaşadığı yere gelmişler. Karga tilkiye: -” Sana söylediğim yere geldik, şimdi kuyruğunu suya daldır.” deyince tilki hemen kuyruğunu suya daldırmış. Bu arada karga yengece: -” Sana söylediğim gibi güzel bir geyik getirdim. Çabuk kuyruğuna yapış” diye söylemiş. Yengeç sudaki etli kuyruğa öyle bir yapışmış ki, canı çok yanan tilki bütün gücüyle ormana doğru kaçıp giderken yengeci de kuyruğunda beraberinde götürmüş. Tilki ve yengeç böylece kötülüklerinin cezasını çekmişler. Var varanın, sür sürenin, baykuşu çoktur viranenin, destursuz bağa girenin hali duman demişler. Ah ne duman, ne duman, yaşım üç müydü, beş miydi daha o zaman… |